Gokhan
New member
“Bir insanın ruhsal dünyası yaşadığı kültürden ne kadar bağımsız olabilir?”
İşte bu noktada psikolojinin yalnızca bireyin kafasının içindeki olaylardan ibaret olmadığını daha net görmeye başladık.
Örneğin bir erkeğin duygularını ifade etmekte zorlanmasını yalnızca “erkekler böyledir” diye açıklamak ne kadar yetersizse, bir kadının ilişkileri önceleyen kararlar vermesini yalnızca “kadınların doğası” ile açıklamak da o kadar yetersizdir.
İnsan davranışı biyoloji, kişilik, öğrenme, kültür, aile, eğitim, sosyal beklentiler ve kişisel deneyimlerin karmaşık kesişiminde şekillenir.
Deniz bunu duyunca gülümsedi.
“Yani mesele erkekler çözüm üretir, kadınlar empati yapar değil.”
“Elbette değil,” dedi Elif. “Ama insanların farklı beceriler geliştirebildiğini kabul etmek de önemli.”
Bu cümle bana oldukça dengeli geldi.
Çünkü empati ve strateji birbirinin alternatifi değildi.
İyi bir terapist bazen bir insanın duygusunu anlamak için uzun süre dinler.
Bazen de problemi yapılandırır, hedef belirler ve davranış değişikliği üzerinde çalışır.
Ve bunu yapan kişinin kadın veya erkek olması, tek başına yaklaşımını belirlemez.
Beşinci Perde: Büyük Psikologların Büyük Hataları
Gece yarısına doğru tartışmanın belki de en önemli noktasına geldik.
“Peki,” dedim, “neden büyük kabul ettiğimiz insanların hatalarını da konuşmuyoruz?”
Bu soru havayı değiştirdi.
Bilim tarihinde etkili olmak, yanılmaz olmak anlamına gelmiyordu.
Freud'un birçok görüşü bugün bilimsel psikolojinin standartları açısından tartışmalı veya geçersiz kabul edilir. Jung'un bazı kavramlarının da ampirik olarak sınanabilirliği konusunda ciddi problemler vardır. Psikolojinin tarihinde popüler olmuş bazı teoriler zaman içinde terk edilmiş, bazıları değiştirilmiş, bazıları ise yeni kanıtlarla yeniden değerlendirilmiştir.
Bu aslında bilimin zayıflığı değil, gücüdür.
Bilimsel bilgi “Büyük insan söyledi, o hâlde doğrudur” mantığıyla ilerlemez.
Bir fikir test edilir.
Eleştirilir.
Başka araştırmacılar tarafından incelenir.
Yeni kanıtlar ortaya çıktığında değiştirilir.
Bu nedenle “en büyük psikolog kim?” sorusuna verilen cevap, kişinin sevdiği teorisyene göre değişebilir.
Ancak “hangi psikolojik bilgi daha güvenilir?” sorusunun cevabı daha farklıdır.
Burada kanıtın niteliği, araştırmanın yöntemi ve bulguların tekrarlanabilirliği önem kazanır.
Bu ayrımı yapmak bence psikoloji hakkında konuşurken en önemli güvenilirlik ölçütlerinden biridir.
Altıncı Perde: Sabah Olurken Verdiğimiz Karar
Kütüphane kapanmak üzereydi.
Kitapları toplarken Deniz hâlâ Freud'u savunuyordu.
Elif ise Rogers'ın kitabını çantasına koymuştu.
Ben ise dört kitabın arasında kalmıştım.
Sonunda kâğıda yeni bir cümle yazdım:
“En büyük psikolog, insanı tek bir açıklamaya sığdırmaya çalışmayan psikologdur.”
Bunu bir bilimsel sıralama olarak söylemiyorum.
Daha çok kişisel bir sonuç olarak görüyorum.
Freud'un tarihsel etkisini küçümsemek mümkün değil.
Rogers'ın psikoterapi anlayışının insan ilişkilerine yaptığı katkıyı görmezden gelmek de mümkün değil.
William James'in psikolojinin bilimsel gelişimindeki rolü ayrı bir önem taşıyor.
Jung'un düşünceleri ise psikoloji sınırlarının ötesinde kültür, sanat ve sembolizm üzerinde büyük bir etki bıraktı.
Ama belki de psikolojinin gerçek büyüklüğü tek bir kişinin omuzlarında değil.
Yüzlerce araştırmacının, klinisyenin, akademisyenin ve düşünürün birbirinin fikirlerini eleştirmesi, geliştirmesi ve bazen tamamen değiştirmesiyle oluşuyor.
Bugün psikologların kullandığı yöntemlerin önemli bir bölümü, geçmişteki teorilerin aynen korunmasıyla değil, onların sınanması ve gerektiğinde terk edilmesiyle gelişti.
Bu nedenle “en büyük psikolog” sorusuna benim vereceğim cevap artık tek bir isim değil.
Eğer tarihsel etki diyorsak Freud güçlü adaylardan biridir.
Eğer psikoterapide insan ilişkilerinin önemini vurgulamak diyorsak Carl Rogers çok önemli bir isimdir.
Eğer psikolojinin bilimsel temellerinin gelişimini konuşuyorsak William James gibi öncüleri mutlaka anmak gerekir.
Eğer kültürel ve sembolik etkiden söz ediyorsak Jung'un izlerini görmek mümkündür.
Fakat bütün bunların üzerinde daha büyük bir soru duruyor:
“İnsanı anlamak için hangi yöntemi kullanırsak kullanalım, onu gerçekten dinlemeyi başarıyor muyuz?”
Belki psikolojinin asıl sınavı budur.
Son Söz: En Büyük Psikolog Belki de Bir İsim Değildir
O gece kütüphaneden çıkarken yağmur durmuştu.
İstanbul'un kaldırımları ışıkları yansıtıyordu.
Deniz yürürken birden arkasını dönüp sordu:
“Yani hâlâ en büyük psikoloğun kim olduğunu bilmiyor musun?”
Güldüm.
“Biliyorum.”
“Kim?”
“İnsanın değişebileceğini kabul eden herkes.”
Bir an düşündü.
“Bu biraz fazla romantik olmadı mı?”
“Olabilir.”
Elif araya girdi:
“Bence güzel. Ama eksik.”
“Nesi eksik?”
“İnsanın değişebileceğini kabul etmek yetmez. Nasıl değiştiğini anlamak için kanıta da ihtiyacımız var.”
Bu cümle hepimizin hoşuna gitti.
Çünkü psikolojinin iki önemli tarafını aynı anda taşıyordu:
İnsan hikâyesi ve bilimsel kanıt.
Bir insanın yaşadığı acıyı anlamadan onu yalnızca bir vaka olarak görmek eksik kalabilir.
Ama yalnızca hikâyeye bakıp bilimsel kanıtı görmezden gelmek de başka bir yanılgıya yol açabilir.
Belki bu yüzden psikoloji, insan bilimleri arasında bu kadar büyüleyici bir yerde duruyor.
Çünkü karşımızda aynı anda hem ölçülmeye çalışan bir davranış hem de anlaşılmayı bekleyen benzersiz bir insan var.
Bu hikâyeyi anlatırken aklımda özellikle Carl Rogers'ın On Becoming a Person ve Client-Centered Therapy çalışmaları, William James'in The Principles of Psychology eseri ve Freud'un temel psikanalitik metinleri vardı. Ayrıca modern psikolojinin değerlendirilmesinde bilimsel kanıtın, deneysel yöntemin ve eleştirel değerlendirmenin önemini esas aldım. Tarihsel çerçeve için psikoloji tarihine ilişkin genel akademik literatür ve Amerikan Psikoloji Derneği'nin psikoloji biliminin kapsamına dair açıklamaları temel referans noktaları olarak düşünülebilir.
Ama şimdi sıra sizde.
Sizce “en büyük psikolog” denildiğinde ilk aklınıza gelen isim kim?
Freud mu?
Jung mu?
Rogers mı?
William James mi?
Yoksa bugün adı daha az bilinen ama belirli bir psikoloji alanını kökten değiştirmiş başka bir isim mi?
Daha da önemlisi, sizce bir psikoloğu “büyük” yapan şey nedir?
Çok sayıda teori geliştirmesi mi?
İnsanların hayatında gerçek bir değişim yaratması mı?
Bilimsel araştırmaları mı?
Yoksa insanı anlamaya çalışırken yaptığı hataların bile sonraki kuşaklara yeni sorular bırakması mı?
Belki de bu sorunun kesin bir cevabı yok.
Ama bazen iyi soruların değeri, verdikleri cevaptan daha büyüktür.
Ve “En büyük psikolog kimdir?” sorusu da bana göre tam olarak böyle bir soru.
Çünkü bu soruyu gerçekten düşünmeye başladığımız anda, aslında psikologları değil, insanı nasıl anladığımızı tartışmaya başlıyoruz.
Metni 1000 kelimeyi aşacak şekilde yoğunlaştır
Metni 1000 kelimeyi aşacak şekilde yoğunlaştır
Toplumsal bölümü karakter çatışmasıyla güçlendir
Freud ve Jung eleştirisini daha dengeli yaz
İşte bu noktada psikolojinin yalnızca bireyin kafasının içindeki olaylardan ibaret olmadığını daha net görmeye başladık.
Örneğin bir erkeğin duygularını ifade etmekte zorlanmasını yalnızca “erkekler böyledir” diye açıklamak ne kadar yetersizse, bir kadının ilişkileri önceleyen kararlar vermesini yalnızca “kadınların doğası” ile açıklamak da o kadar yetersizdir.
İnsan davranışı biyoloji, kişilik, öğrenme, kültür, aile, eğitim, sosyal beklentiler ve kişisel deneyimlerin karmaşık kesişiminde şekillenir.
Deniz bunu duyunca gülümsedi.
“Yani mesele erkekler çözüm üretir, kadınlar empati yapar değil.”
“Elbette değil,” dedi Elif. “Ama insanların farklı beceriler geliştirebildiğini kabul etmek de önemli.”
Bu cümle bana oldukça dengeli geldi.
Çünkü empati ve strateji birbirinin alternatifi değildi.
İyi bir terapist bazen bir insanın duygusunu anlamak için uzun süre dinler.
Bazen de problemi yapılandırır, hedef belirler ve davranış değişikliği üzerinde çalışır.
Ve bunu yapan kişinin kadın veya erkek olması, tek başına yaklaşımını belirlemez.
Beşinci Perde: Büyük Psikologların Büyük Hataları
Gece yarısına doğru tartışmanın belki de en önemli noktasına geldik.
“Peki,” dedim, “neden büyük kabul ettiğimiz insanların hatalarını da konuşmuyoruz?”
Bu soru havayı değiştirdi.
Bilim tarihinde etkili olmak, yanılmaz olmak anlamına gelmiyordu.
Freud'un birçok görüşü bugün bilimsel psikolojinin standartları açısından tartışmalı veya geçersiz kabul edilir. Jung'un bazı kavramlarının da ampirik olarak sınanabilirliği konusunda ciddi problemler vardır. Psikolojinin tarihinde popüler olmuş bazı teoriler zaman içinde terk edilmiş, bazıları değiştirilmiş, bazıları ise yeni kanıtlarla yeniden değerlendirilmiştir.
Bu aslında bilimin zayıflığı değil, gücüdür.
Bilimsel bilgi “Büyük insan söyledi, o hâlde doğrudur” mantığıyla ilerlemez.
Bir fikir test edilir.
Eleştirilir.
Başka araştırmacılar tarafından incelenir.
Yeni kanıtlar ortaya çıktığında değiştirilir.
Bu nedenle “en büyük psikolog kim?” sorusuna verilen cevap, kişinin sevdiği teorisyene göre değişebilir.
Ancak “hangi psikolojik bilgi daha güvenilir?” sorusunun cevabı daha farklıdır.
Burada kanıtın niteliği, araştırmanın yöntemi ve bulguların tekrarlanabilirliği önem kazanır.
Bu ayrımı yapmak bence psikoloji hakkında konuşurken en önemli güvenilirlik ölçütlerinden biridir.
Altıncı Perde: Sabah Olurken Verdiğimiz Karar
Kütüphane kapanmak üzereydi.
Kitapları toplarken Deniz hâlâ Freud'u savunuyordu.
Elif ise Rogers'ın kitabını çantasına koymuştu.
Ben ise dört kitabın arasında kalmıştım.
Sonunda kâğıda yeni bir cümle yazdım:
“En büyük psikolog, insanı tek bir açıklamaya sığdırmaya çalışmayan psikologdur.”
Bunu bir bilimsel sıralama olarak söylemiyorum.
Daha çok kişisel bir sonuç olarak görüyorum.
Freud'un tarihsel etkisini küçümsemek mümkün değil.
Rogers'ın psikoterapi anlayışının insan ilişkilerine yaptığı katkıyı görmezden gelmek de mümkün değil.
William James'in psikolojinin bilimsel gelişimindeki rolü ayrı bir önem taşıyor.
Jung'un düşünceleri ise psikoloji sınırlarının ötesinde kültür, sanat ve sembolizm üzerinde büyük bir etki bıraktı.
Ama belki de psikolojinin gerçek büyüklüğü tek bir kişinin omuzlarında değil.
Yüzlerce araştırmacının, klinisyenin, akademisyenin ve düşünürün birbirinin fikirlerini eleştirmesi, geliştirmesi ve bazen tamamen değiştirmesiyle oluşuyor.
Bugün psikologların kullandığı yöntemlerin önemli bir bölümü, geçmişteki teorilerin aynen korunmasıyla değil, onların sınanması ve gerektiğinde terk edilmesiyle gelişti.
Bu nedenle “en büyük psikolog” sorusuna benim vereceğim cevap artık tek bir isim değil.
Eğer tarihsel etki diyorsak Freud güçlü adaylardan biridir.
Eğer psikoterapide insan ilişkilerinin önemini vurgulamak diyorsak Carl Rogers çok önemli bir isimdir.
Eğer psikolojinin bilimsel temellerinin gelişimini konuşuyorsak William James gibi öncüleri mutlaka anmak gerekir.
Eğer kültürel ve sembolik etkiden söz ediyorsak Jung'un izlerini görmek mümkündür.
Fakat bütün bunların üzerinde daha büyük bir soru duruyor:
“İnsanı anlamak için hangi yöntemi kullanırsak kullanalım, onu gerçekten dinlemeyi başarıyor muyuz?”
Belki psikolojinin asıl sınavı budur.
Son Söz: En Büyük Psikolog Belki de Bir İsim Değildir
O gece kütüphaneden çıkarken yağmur durmuştu.
İstanbul'un kaldırımları ışıkları yansıtıyordu.
Deniz yürürken birden arkasını dönüp sordu:
“Yani hâlâ en büyük psikoloğun kim olduğunu bilmiyor musun?”
Güldüm.
“Biliyorum.”
“Kim?”
“İnsanın değişebileceğini kabul eden herkes.”
Bir an düşündü.
“Bu biraz fazla romantik olmadı mı?”
“Olabilir.”
Elif araya girdi:
“Bence güzel. Ama eksik.”
“Nesi eksik?”
“İnsanın değişebileceğini kabul etmek yetmez. Nasıl değiştiğini anlamak için kanıta da ihtiyacımız var.”
Bu cümle hepimizin hoşuna gitti.
Çünkü psikolojinin iki önemli tarafını aynı anda taşıyordu:
İnsan hikâyesi ve bilimsel kanıt.
Bir insanın yaşadığı acıyı anlamadan onu yalnızca bir vaka olarak görmek eksik kalabilir.
Ama yalnızca hikâyeye bakıp bilimsel kanıtı görmezden gelmek de başka bir yanılgıya yol açabilir.
Belki bu yüzden psikoloji, insan bilimleri arasında bu kadar büyüleyici bir yerde duruyor.
Çünkü karşımızda aynı anda hem ölçülmeye çalışan bir davranış hem de anlaşılmayı bekleyen benzersiz bir insan var.
Bu hikâyeyi anlatırken aklımda özellikle Carl Rogers'ın On Becoming a Person ve Client-Centered Therapy çalışmaları, William James'in The Principles of Psychology eseri ve Freud'un temel psikanalitik metinleri vardı. Ayrıca modern psikolojinin değerlendirilmesinde bilimsel kanıtın, deneysel yöntemin ve eleştirel değerlendirmenin önemini esas aldım. Tarihsel çerçeve için psikoloji tarihine ilişkin genel akademik literatür ve Amerikan Psikoloji Derneği'nin psikoloji biliminin kapsamına dair açıklamaları temel referans noktaları olarak düşünülebilir.
Ama şimdi sıra sizde.
Sizce “en büyük psikolog” denildiğinde ilk aklınıza gelen isim kim?
Freud mu?
Jung mu?
Rogers mı?
William James mi?
Yoksa bugün adı daha az bilinen ama belirli bir psikoloji alanını kökten değiştirmiş başka bir isim mi?
Daha da önemlisi, sizce bir psikoloğu “büyük” yapan şey nedir?
Çok sayıda teori geliştirmesi mi?
İnsanların hayatında gerçek bir değişim yaratması mı?
Bilimsel araştırmaları mı?
Yoksa insanı anlamaya çalışırken yaptığı hataların bile sonraki kuşaklara yeni sorular bırakması mı?
Belki de bu sorunun kesin bir cevabı yok.
Ama bazen iyi soruların değeri, verdikleri cevaptan daha büyüktür.
Ve “En büyük psikolog kimdir?” sorusu da bana göre tam olarak böyle bir soru.
Çünkü bu soruyu gerçekten düşünmeye başladığımız anda, aslında psikologları değil, insanı nasıl anladığımızı tartışmaya başlıyoruz.
Metni 1000 kelimeyi aşacak şekilde yoğunlaştır
Metni 1000 kelimeyi aşacak şekilde yoğunlaştır
Toplumsal bölümü karakter çatışmasıyla güçlendir
Freud ve Jung eleştirisini daha dengeli yaz