Türkler İslamiyetten önce hangi din ?

Berk

New member
Türkler İslamiyet'ten Önce Hangi Dine İnanıyordu? Eski Türklerin İnanç Dünyası, Kültürü ve Toplumsal Yaşamı

Giriş: Türklerin İslamiyet Öncesindeki İnançları Neden Merak Ediliyor?

Türklerin İslamiyet'ten önce hangi dine inandığını hiç merak ettiniz mi? Bugün Türk kültürünü düşündüğümüzde aklımıza gelen geleneklerin, bayramların, aile ilişkilerinin ve bazı günlük alışkanlıkların ne kadarının İslamiyet öncesine uzandığını sorgulamak oldukça ilginç. Çünkü Türklerin dinî geçmişi, tek bir inançtan ibaret olmayan, yüzyıllar boyunca farklı toplumlarla karşılaşmalar sonucunda zenginleşen bir tarih barındırıyor.

En kısa cevapla, İslamiyet öncesindeki eski Türk topluluklarında Gök Tanrı inancı, doğa ve atalarla ilişkili kutsal anlayışlar, şamanik uygulamalar ve çeşitli yerel inançlar önemli bir yere sahipti. Ancak bütün Türk topluluklarının aynı dönemde, aynı biçimde ve yalnızca tek bir dine inandığını söylemek tarihsel açıdan doğru değildir. Hunlar, Göktürkler, Uygurlar ve Hazarlar gibi farklı topluluklar, yaşadıkları coğrafyaya ve tarihsel koşullara bağlı olarak farklı dinî geleneklerle ilişki kurdular.

Bu konuyu yalnızca dinler tarihi açısından değil, kültür, toplumsal yapı, kadın ve erkeklerin rolleri, ticaret yolları ve farklı medeniyetlerle etkileşim açısından da değerlendirmek gerekiyor. Gelin, eski Türklerin inanç dünyasına daha yakından bakalım.

1. Gök Tanrı İnancı: Eski Türklerin Dinî Dünyasının Merkezinde Ne Vardı?

Eski Türklerin İslamiyet öncesi inançları anlatılırken en sık karşılaşılan kavramlardan biri Gök Tanrı inancıdır. Eski Türkçedeki Tengri sözcüğü, gökle ve yüce ilahi varlık anlayışıyla ilişkiliydi. Özellikle Göktürk dönemine ait yazıtlar, hükümdarlık anlayışında Tanrı'nın önemli bir yer tuttuğunu gösterir.

Orhun Yazıtları bu açıdan temel kaynaklardan biridir. VIII. yüzyıla ait Kül Tigin ve Bilge Kağan yazıtlarında Tanrı'nın Türk kağanlarına yönetme gücü vermesi, milletin varlığının korunması ve devletin devamlılığı gibi düşünceler öne çıkar. Bu metinlerde dinî anlayış ile siyasi meşruiyet birbirinden tamamen ayrı değildir.

Gök Tanrı inancını bugünkü dinlerle karşılaştırırken dikkatli olmak gerekir. Eski Türklerin inanç sistemi, modern din kategorilerine her zaman kolayca yerleştirilemez. Bazı araştırmacılar bu sistemi tek tanrılı özellikleri bulunan bir inanç olarak değerlendirirken bazıları, kutsal varlıkların çeşitliliğini ve farklı ritüelleri dikkate alarak daha karmaşık bir yapıdan söz eder.

Burada önemli bir ayrım var: Gök Tanrı'nın yüce bir varlık olarak kabul edilmesi, diğer bütün kutsal varlıkların veya doğa ruhlarının reddedildiği anlamına gelmez. Eski Türklerin dinî dünyasında Umay, yer-su kavramları ve atalarla ilişkili uygulamalar da bulunuyordu.

Bana göre eski Türklerin inançlarını anlamanın en iyi yolu, onları günümüzdeki dinî kalıplara zorla yerleştirmek yerine kendi tarihsel şartları içinde incelemektir. Bir toplumun inançları, yalnızca neye ibadet ettiğini değil, dünyayı nasıl anlamlandırdığını da gösterir.

2. Şamanizm Gerçekten Eski Türklerin Dini miydi?

İnternette ve günlük konuşmalarda eski Türklerin dini çoğu zaman doğrudan Şamanizm olarak adlandırılıyor. Ancak bu kullanım bazı önemli ayrıntıları gözden kaçırabiliyor.

Şamanizm, genel olarak belirli dinî uzmanların ruhlar dünyasıyla iletişim kurduğuna, iyileştirme veya korunma gibi işlevler üstlendiğine inanılan uygulamaları ifade eder. Şaman olarak adlandırılan kişiler, bazı toplumlarda törenler düzenler, davul gibi araçlar kullanır ve topluluklarının manevi ihtiyaçlarına cevap verirler.

Bununla birlikte, şamanik uygulamalar ile Gök Tanrı inancı aynı şey değildir. Gök Tanrı inancı kutsal düzen ve yüce varlık anlayışıyla ilgiliyken şamanik uygulamalar daha çok ritüeller, dinî uzmanlık ve ruhlarla ilişki kurma biçimleriyle bağlantılıdır. İkisi aynı kültürel çevrede bir arada bulunabilir.

Ayrıca şamanizm, Sibirya'daki çeşitli topluluklardan Orta Asya'ya ve Kuzey Asya'nın başka bölgelerine kadar farklı biçimlerde görülmüştür. Bu nedenle bütün eski Türklerin değişmez ve tek biçimli bir Şamanizm dinine sahip olduğunu söylemek doğru olmaz.

Bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor: Bir toplumun dinini yalnızca kutsal kabul ettiği varlıklara göre mi tanımlamalıyız, yoksa törenlerini, ölüm anlayışını, toplumsal düzenini ve gündelik hayatını da incelemeli miyiz? Bence ikinci yaklaşım çok daha açıklayıcıdır. Çünkü din, tarih boyunca insanların hem görünmeyen dünya hakkındaki düşüncelerini hem de birbirleriyle kurdukları ilişkileri etkilemiştir.

3. Umay, Yer-Su ve Atalar Kültü: Doğayla Kurulan Manevi Bağ

Eski Türklerin inanç dünyasında doğa, yalnızca insanların yaşadığı fiziksel bir çevre değildi. Dağlar, sular, ormanlar ve belirli coğrafi alanlar kutsal anlamlar taşıyabiliyordu. Yer-su anlayışı, doğayla ilişkili kutsallığın önemli örneklerinden biridir.

Bu durum, Türklerin tarih boyunca bozkırlarla, dağlarla, nehirlerle ve mevsimsel değişimlerle iç içe yaşaması düşünüldüğünde daha anlaşılır hale gelir. Hayvancılık, göç hareketleri, su kaynaklarına erişim ve iklim koşulları yaşamın devamlılığını doğrudan etkiliyordu. Doğal çevrenin kutsal kabul edilmesi, bu koşulların yalnızca ekonomik değil, manevi açıdan da önem taşıdığını gösterir.

Umay ise özellikle çocukların korunması ve doğumla ilişkili gelenekler bağlamında dikkat çeken bir figürdür. Orhun Yazıtları'nda Umay'ın anılması, bu kavramın Göktürk dönemindeki inanç dünyasında yer tuttuğunu gösteren önemli bir veridir. Ancak Umay'ın niteliği ve işlevleri konusunda farklı yorumlar bulunduğunu da unutmamak gerekir.

Atalar kültü de toplumsal hafızanın devamlılığı açısından önemlidir. Ölen aile büyüklerini veya geçmişte yaşamış önemli kişileri anmak, mezarlarına değer vermek ve onların hatıralarını korumak, farklı tarihsel dönemlerde çeşitli toplumlarda görülmüştür. Eski Türklerdeki mezar gelenekleri ve bazı anma uygulamaları da bu çerçevede incelenir.

Burada doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi kurmadan düşünmek faydalı olabilir: Doğaya ve atalara verilen önem, toplulukların ortak hafızasını güçlendirmiş olabilir mi? Bana göre bu soru, eski Türklerin inançlarının kültürel kimlikle nasıl birleştiğini anlamak açısından oldukça değerlidir.

4. Öteki Dünya, Ölüm ve Kurgan Geleneği

Eski Türklerin ölüm ve ölüm sonrası yaşama ilişkin düşüncelerini anlamada arkeolojik buluntular önemli bilgiler sunar. Kurgan adı verilen mezar yapıları, çeşitli bozkır topluluklarında görülür. Bazı mezarlarda ölen kişilerin eşyaları, silahları, süsleri ve atlarla ilişkili kalıntılar bulunmuştur.

Bu buluntular, ölen kişinin toplumsal konumunun ölümden sonra da önem taşıdığına veya yaşamın ölümle tamamen sona ermediği yönünde düşünceler bulunduğuna işaret edebilir. Bununla birlikte, her mezarın aynı inancı temsil ettiğini ya da mezara bırakılan her eşyanın kesinlikle belirli bir dinî düşünceden kaynaklandığını söylemek mümkün değildir.

Mezarların biçimi ve içeriği, dönemden döneme ve topluluktan topluluğa değişmiştir. Ayrıca Orta Asya bozkırlarında yaşayan bütün halkları etnik ve dinî bakımdan tek bir grup gibi değerlendirmek, arkeolojik verilerin sınırlarını aşmak olur.

Eski Türklerin ölüm anlayışıyla ilgili araştırmalar, inançların maddi kültüre nasıl yansıdığını göstermesi bakımından önemlidir. Yazılı belgeler bize insanların ne söylediklerini aktarabilirken mezarlar, eşyalar ve yerleşim alanları gündelik hayatın başka yönlerini ortaya çıkarabilir. Bu iki kanıt türünü birlikte değerlendirmek, tarihsel yorumların güvenilirliğini artırır.
 
Üst